Sanata Yakınlık; Hekimlik ve Kübizm Akımı Arasında Bir Bağ Olabilir mi?

Bu yazıda ele alacağımız konu Kübizm akımı ve bu akımın tıpla olan paralleliği. Öncelikle Kübizm akımı nedir sorusunun cevabını bilmek  ve Kübizm akımından bahsediliyorsa Pablo Picasso’dan bahsetmek mutlaka gereklidir.

Kübizm Nedir?

Yirminci yüzyılın başında ortaya çıkan Kübizm. Önce resim alanında, sonra diğer sanat dallarında ve özellikle şiirde kendini gösteren kübizm, gerçeküstücülük yolunda basamak oldu. Kübist sanatçılar, geçici bir anı değil, kişilerin ve eşyanın ebedî özünü, şuuraltının gizlerini yansıtmak istediler. Nesnelerin tabiî düzenini bozup, onları değişik açılardan ele aldılar.

Konuları bir yönüyle değil, üç boyutuyla derinlemesine ve geometrik biçimde görmek istediler. Bu üç boyutu sağlamak için, örneğin, çizdikleri bir adamın, yalnız görünüşünü, duruşunu, bulunduğu yeri değil, aynı zamanda aklından ve gönlünden geçenleri, hayal ve arzularını, hatta günah ve sevaplarını da aynı kompozisyona, aynı tabloya sığdırmaya çalışırlar. Dış gerçeği sarsıp, iç benliği yansıtmaya yöneldiler.

Pablo Picasso!

Picasso hakkında anlatılan diğer sanatçılardan farklı görünen yönü, hayatının son demlerine kadar ilk gün olan enerji ve hayalperestliğini devam ettirebilmesi; aynı zamanda bunları sanata dökebilmesidir.

Elbette Kübizm akımının öncüsü olduğunu da kabul etmek büyük bir subjektiflik sayılmayacaktır. Bu akım ile oluşturulmuş bir sanat eserinin ilk göze çarpan özelliği adından yola çıkarak düşünenlerin aksine çok farklıdır. Bu özellik aslında bu akımın da ana özelliği sayılabilir. Gösterdiği açıdan farklı bir şeyler anlatmak istemesidir. Yani baktığınız sanat eserinde çizilen, yapılan eserde gördüğünüzden çok daha fazlasını anlayabilmeniz yahut hissedebilmeniz en önemli özelliğidir.

Kübizm ve Hekimlik!

Açıkcası bu sanat eserlerinde sık kullandığımız: “Görünen köy kılavuz istemez” lafı geçerliliğini yitiriyor.
İşte tam olarak burada Kübizm akımı ile hekimlik arasında bir paralellik görülüyor. Hekim her koşulda hekimlik görevini yapar; yani kendi dilini bilmeyen bir hastaya da şifa vermekle yükümlüdür, zihinsel engelli bir çocuğa da şifa vermekle yükümlü daha doğrusu şifa verme onurunu gösterme şerefine layıktır.

Bu yüzden hekim karşısına hastasını aldığında onunla hiç iletişime geçemese dahi; gördüğü tablonun arkasını da görebilmeli. Ağlarken kulağını tutan yavru bebeğin asıl sıkıntısının kulağında olduğunu anlayabilmeli en basit örnek olarak.

Bilim ve Sanatın Bağı!

Sonuç olarak Kübizm akımı ve hekimlik mesleği arasında dışardan anlaşılamayacak ama incelendiğinde ortaya çıkacak sıkı bir bağ bulunmaktadır. Bizim dileğimiz  tüm hekimlerin bu bağı farketmesi ve kendilerinin sadece bilime değil; sanata da yakın hissetmeleri yönündedir.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir