HAN PASADO – “İşte Geçtik”

1936 yılında başlayan ve 1939 yılında biten İspanya iç savaşı belki de İspanya tarihinin en kanlı günleridir. Bir halkın faşizm ile olan mücadelesini ve ödediği bedelleri çok net bir şekilde inceleme fırsatı sunar bize bu savaş. Faşistlik ile suçlanan ve halkına acılar çektiren Franco’ya karşı direnişe geçen ve slogan olarak “NO PASARAN” yani “GEÇİT YOK”.

1939 yılında Madrid Franco’nun askerleri ile basılıp sokaklar halkın kanları ile yıkandığı zaman ise şu zalim çığlık duyuluyordu “HAN PASADO” yani İŞTE GEÇTİK”.

Faşizmin kanlı çağıdır bu.

1920’lerin başında tüm dünyaya bir mikrop gibi yayılan ve milyonlarca insanın ölümüne sebep olan kanlı savaşları başlatan bu akım son yıllarda başta Avrupa olmak üzere tüm dünyayı yeniden esir almaya başlamıştır. İlk olarak 1919 yılında Musoli’nin önderliğinde İtalya’da başlayan akım, kelime anlamı olarak demokratik düzen yerine aşırı, çarpıtılmış bir ulusçuluğa dayanan baskı düzeni kurma hedefidir.

Tüm uygulandığı ülkelerde gözlemlenen ortak özellikler ise “çok güçlü bir milliyetçilik, insan haklarının hor görülmesi, suç ve cezalar ile baskı altında tutma, aydınların ve sanatın küçümsenmesi, mutlaka bir düşman kesim yaratılarak halkı birleştirme amacı, militarizmin yüceltilmesi, ulusal güvenlik takıntısı, adam kayırma ve yozlaşma, kitle iletişim araçlarının kontrol altında tutulması, cinsiyet eşitsizliği ve inançlar ile yönetimin iç içe girmesi”.

Bütün bunlardan anlayacağımız üzere, mutlak gücü korumak ve düzeni devam ettirmek için her yola başvurmak mübahdır. İşçilerin hakları, emek veya insanlık arka planda kalan unsurlardır. Halka sürekli kendi derdini bırak ulusun şu derdi var düşüncesi pompalanmaktadır. Bir süre sonra hipnotize olan halk çığırından çıkar ve kendisi gibi düşünmeyen herkesi düşmanı zannetmeye başlar. Çok sesliliğin olmadığı, insanların korku ile yaşadığı bu düzenden sağlıklı kararlar çıkmasını beklemek, dünyanın en mantıksız bekleyişi olacaktır. Fransa’da en ünlü ırkçılardan biri olan Jean-Marie Le Pen’in oğlu iktidarda, Hollanda’da müslüman ve mülteci karşıtı aşırı sağcı PVV ise meclisin önemli güçlerinden, İngiltere’de Brexit vakasına sebep olan UKIP May’in önderliğinde iktidarda, Danimarka Halk Partisi’de bir azınlık hükümeti olmasına rağmen iktidarda, Amerika’da Cumhuriyetçiler Trump’ın önderliğinde hem göçmen karşıtı hem de ırkçı bir tutu mile iktidarda keza Brezilya aynı rüzgarın etkisinde, Ortadoğu’da zaten bu baskıcı ve yıkıcı yönetim şekli bir türlü değişmemektedir.

Bu ülkelerde yaşayan insanları da etkilemekte keskin kutuplaşmalara sebep olmakta ve şiddet ve terör eylemlerinin yaygınlaşmasına sebep olmaktadır. Bu da dünyanın geleceği için en büyük tehlikelerden birdir. Piyasada çıkarlarına destek olduğu için bu akımı desteklemektedir. Buda güçlü kalmasındaki önemli etkenlerden biridir.Bu dünya hiç bir ırkın veya toplumun tapulu malı olmamıştır. Bu kanlı ve nefret dolu yolu yürümek zorunda değiliz. Bu yükselen faşizm dalgasına karşı, mücadele etmeli ve insanlarında bilinçlenmesini sağlamalıyız. Muhtemel bir savaşta teknolojinin de etkisini düşünecek olursak eskilerinden çok daha kanlı manzaralar görmemiz muhakkak olacaktır. Eğitim ve ahlak bu yolda bize rehberlik edecek ana iki unsurdur. Her zamankinden daha güçlü ve daha donanımlı bir şekilde demokratik haklar çerçevesinde bilinçlenerek mücadele etmek hepimizin görevidir. Zira dünyanın neresinde olursa olsun haksızlığa uğrayan insanların yanında olmak her vicdanlı insana lazımdır. Bir insanın yaşayıp yaşamadığını gösteren atan nabzı değil, onurlu duruşudur demişti bir büyüğümüz.

Onurlu günlere. Esen kalın…

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir