Prenses Diana’nın Hayat Hikayesi Sizi Şaşırtacak!

“O kadar güzeldi ki, gözlerinizi alamazdınız, masal kitaplarından fırlamış gibiydi.”

Diana halktan biri değildi; aristokrat bir aile olan Spencer ailesinin soyundan geliyordu.

1961 yılında Sandringham Malikanesinde dünyaya gelmişti.

Sınırları hep zorlayan çok yaramaz bir çocuktu. Güzelliğini ve zarafetini annesinden, insanları anlama ve onları önemseme huylarını ise babasından almıştı.

Annesinin babasını başka biri için terk etmesi, babasının depresyona girişi, 2 ablasının yatılı okul için başka şehirlere gitmesi Diana’yı içine kapanık bir çocuk yaptı. Birçok dadısı oldu ancak hiçbiri Diana’ya ihtiyacı olan şeyi veremedi.

Diana’nın tek isteği sevilmek ve önemsenmekti.

Diana dans etmeyi çok severdi; özellikle balede oldukça yetenekliydi ancak bir bale dansçısı olamayacak kadar uzundu. Bu nedenle kendini Step dansına verdi. Vaktin neredeyse tümünü dans ederek geçiriyordu. Bu onun yalnızlığına iyi geliyor ve onu rahatlatıyordu.

Dans onun için bir kaçıştı.,

“Herkesten kopuk olduğum için çok mutsuz bir çocukluk geçirdim.”

Prens Charles’a evlilik baskıları başlamıştı ancak Charles’ın etrafındaki kızlar bu profile uygun değildi. Charles ve Diana’nın tanışması, Diananın ablası Sarah ile Charles birlikteyken oldu.

Diana o zamanlar 16 yaşında genç bir kızdı. Charles ile ilk tanıştığında Diana büyülenmişti. Ablasıyla rekabet ediyordu. Nitekim Sarah ile Charles ayrıldığında Charles da Diana için ciddi düşünmeye başlamıştı. Çünkü Diana profile uyan bir gelin adayıydı. Güzeldi, soyluydu ve zarifti. Kısacası Diana ideal bir eş adayıydı.

Diana’nın ablası Sarah bu evliliğe karşı çıkmamış, Charles ile olan ilişkisinde aşk olmadığını anlamıştı.

Charles’ı bir erkek kardeş gibi gördüğünü ve aşk evliliği olmayan bir evlilik yapmayacağını söylemişti.

Charles’ın Diana ile evlenmesini ilk olarak kraliçe uygun gördü. Aile baskısından sıkılan Charles Diana’yı zamanla sevebileceğini, sevmeyi öğrenebileceğini düşündü. Düğünden önce sadece 12 kere görüşebildi Charles ve Diana. Bu görüşmelerin çoğunda yalnız bile değillerdi.

Diana, Charles ile evlenip Galler prensesi olduğunda henüz 20 yaşındaydı.

İlk çocuğunu William’ı kucağına aldığında 21, ikinci çocuğu Harry doğduğunda ise 23 yaşındaydı.

Kameralar Diana’yı ilk çektiği andan itibaren herkes Diana’yı çok sevdi. Diana medyanın odağındaydı; giydikleri, takıları, saç modeli..

İnsanlar Diana’ya benzemeye çalışıyor, onu örnek alıyorlardı. İngiltere’nin müstakbel kralından bile daha çok ilgi görüyordu.

Charles’la Diana’nın evlilikleri kötü gidiyordu, Diana mutsuzdu.

Charles’ın asıl aşkı, evlenmek istediği kişi Camilla idi. Ancak Camilla’nın evlenip boşanmış bir kadın olması nedeniyle evliliklerine karşı çıkılmıştı. Charles Camilla’yı hiçbir zaman unutamadı. Diana ile evlendikten kısa bir süre sonra tekrar Camilla ile görüşmeye başladı.

“Bu evlilikte biz üç kişiydik, yani biraz kalabalıktı.”

Diana her şeyin farkındaydı. Daha düğünleri bile olmamışken öğrenmişti prens Charles’ın pek de gizli olmayan aşkı Camilla’yı.

Diana’nın değişiyle bu evlilik 3 kişiydi: Charles, Diana ve Camilla.

Charles ve Camilla’nın aşkı herkesin ağzındaydı, özellikle de medyanın. Bu da Diana’yı en çok üzen şeylerden biriydi.

Aşık olduğu adamı başkasıyla paylaşıyor, karşılıksız bir aşk yaşıyordu. Diana bu dönemde kendisini çocuklarına adadı, iyi bir anne olmak onları en güzel şekilde yetiştirmek istiyordu. Charles ise vaktinin çoğunu sevgilisi Camilla ile geçiriyordu.

“Bir ünlüden daha fazlasıydı, varlığı tüm dünyada hissediliyordu.”

Diana çok zeki bir kadındı, üzerinde olan medya baskısının farkındaydı ve  medyayı kullanabileceğini biliyordu. Bunu en iyi şekilde yaptı ve insanların odağını değiştirdi. Diana şöhretiyle değerli bir şey yapmak istedi. Kendini hayır işlerine verdi. Böylece böyle güzel bir uğraşa medyada yer vermeyi başardı, insanları hayır işlerine teşvik etti.

Diana insanların acısıyla bağ kuruyordu. Basının Diana’yı takip etmesi, yaptıklarının gündem olması Diana’ya güç veriyor, daha fazla hayır işiyle uğraşıyordu.Kraliyet ailesinden birinin birilerine dokunması veya birilerinin kraliyet ailesinden birine dokunması yasakken; Diana bunları takmamış ve insanlara dokunmaktan, onlarla bağ kurmaktan çekinmemiştir. Bağımlılar, evsizler, hatta insanların bulaşıcı olarak düşündüklerinde el bile sıkışmadığı AIDS hastaları…

Bunların yanı sıra o dönemlerde insanlar eşcinsellere karşı ön yargıyla yaklaşırken Diana’nın birçok eşcinsel arkadaşı vardı. İşte bunlar ve daha fazlası Diana’yı sıradan bir prensesten ayırıyordu. Diana halkın prensesiydi.

Diana 1996 yılında Charles ile boşanmış, 1997 yılında henüz 36 yaşındayken Paris’te bir trafik kazasında hayatını kaybetmiştir. Paparazilerin içinde Diana ve sevgilisinin olduğu arabanın peşinde olması nedeniyle kazaya sebebiyet verdiği söylense de, bu kazanın sebebiyle ilgili birçok dedikodu vardır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir