Çocuk Diyabet Kampının Bir Çocuğa Kazandırdıklarını Kaleme Alan Bir Hikaye

Armina o sabah uyandığında, kendini çok heyecanlı hissediyordu. Çünkü ablası Kayra ile birlikte kampa gideceklerdi. Geçen yaz ablası gitmişti ama onu götürmemişlerdi. Bu yaz kendisi de gideceği için çok heyecanlı ve sevinçliydi. Kim bilir orada ne kadar çok arkadaş edinecekti. Annesi kamptaki arkadaşlarının da onun gibi şeker tüketmesinin sınırlı olduğundan bahsetmişti. Sonunda kendi yaşıtı olup da şekeri az tüketen birisiyle tanışma imkânı olacaktı.

Ablası vardı gerçi, o da yıllardır diyabet hastasıydı hatta durumu Armina’ya göre biraz daha ağırdı çünkü iğne olması gerekiyordu. Annesi Armina’nın durumunun daha da kötüleşmemesi, ablası gibi iğne yaptırmak zorunda olmaması için bu kampın onun için önemli olduğunu söyledi.

Dediğine göre bir başkaymış bu kamp.

Armina önceki akşam götüreceği her şeyi çantasına koyduğu için hazır sayılırdı. O yüzden üzerini değiştirip kahvaltıya indi. Kahvaltı masasında her sabah olduğu gibi bu sabahta tabi ki reçel ve benzeri ürünler yoktu. Anneleri beslenmelerine çok dikkat ediyordu ve yiyecekleri özenle seçiyordu.

Kahvaltı bittikten sonra Kalanyurt Ailesi’nde ayrılık vaktiydi. Anne ve babası Kayra ve Armina’yı kampın kapısına kadar bıraktılar. Üç günlük bir kamptı ama kızlarından ayrılmak yine de zor geliyordu. Sonuçta kızları çok da büyük sayılmazdı.

Kayra 10, Armina ise daha 7 yaşındaydı. Kayra doğuştan şeker hastasıydı. Armina’nın daha 1 sene olmamıştı şeker hastalığı ortaya çıkalı. Ebeveynleri diyabet ile ilgili piyasadaki birçok kitabı okumuştu. Diyetisyenlerle de dost olmuşlardı bu süreçte.

Zaten bu kampı da onlara diyetisyenleri önermişti.

Çocukların bu hastalıkla nasıl yaşamaları gerektiğini öğreten, bilgilendirici bir kamp olduğundan bahsetmişti. Kayra geçen sene de gitmişti ve gerçekten aradaki fark anlaşılıyordu. Kızı en basit kendine benzeyen arkadaşlar edinmişti ve bu ona yalnız olmadığı düşüncesini aşılamıştı. Onun yaşlarındaki özel çocuklar için bu çok önemli bir şeydi. Ayrıca sürekli diyetisyen kontrolünde olmaları da ebeveynlerin gözlerinin arkada kalmasını önlüyordu.

Kayra kampa tekrar gittiği için çok mutluydu. Ailesi ona sürekli özel bir çocuk olduğunu söylüyordu.

Farklı olduğunu söylüyordu oysa burada kendini hiç de farklı hissetmiyordu. Kendini bildi bileli oturup bir dondurma, çikolata yediğini hatırlamıyordu, çünkü hiçbir zaman yememişti. İşin iyi yanı burada da karşında oturup dondurma yiyebilecek kimse yoktu zaten. Ayrıca geçen sene çok faydalı şeyler öğrenmişti. Mesela muz yiyebiliyordu artık, sadece miktarını ayarlaması gerekiyordu.

Bir sürü yeni arkadaş edinmişti ve onlarla birlikte koşup oynayabiliyordu burada. Çünkü doktor vardı yanlarında
kendilerine bir şey olmasına izin vermeyeceklerinden de fazlasıyla emindi. Odasına gitti, çantalarını bıraktı ve yeni arkadaşlarıyla tanışmak için dışarı çıkarken yan odadaki kardeşinin de kapısını çaldı ve “Armi, acele et sabırsızlanıyorum. Bir an önce dışarı çıkalım’’ dedi.

Armina çantasını yerleştirdikten sonra biraz odayı inceledi taa ki ablası kapısını çalana kadar. O zaman odayı daha sonra da inceleyebileceğini düşündü ve ablasının peşinden dışarı çıktı. Dışarıda 6-15 yaş aralığında en az 30 kişi vardı. Bazılarının ilk defa gelmediği birbirleriyle konuşup gülüşmesinden belli oluyordu. Bir süre sonra diyetisyen olduğunu düşündüğü birisi öne çıktı ve konuşma yaptı:

“Merhaba, ben uzman diyetisyen Mine Taşyol. Bu kamp bu sene benim için bir ilk olacak. Çünkü daha önce bu kampta hiç çalışmadım. Burada sizinle birlikte 3 gün geçireceğiz. Bu 3 gün içerisinde sizden bazı isteklerim olacak. Öncelikle elinizden geldiğince günlük tutmanızı istiyorum. Gün sonunda neler yaptıklarımızı zaten ateş başında oturup konuşacağız. İkinci isteğim ise besin kaydı tutmanız. Gün içinde nelerden ne kadar yediğinizi yazmanızı istiyorum. Çünkü bu kamp bittiğinde o besin kaydında yazdığınız şeyleri sizlerde eve gittiğinizde ölçüyü kaçırmadığınız sürece yiyebileceksiniz ve göreceksiniz ki aslında birçok şeyi yiyebiliyorsunuz. Son isteğim ise fiziksel aktivite kaydı tutmanız. Yani gün boyu yaptığınız fiziksel aktiviteleri saatleri ile not almanız gerekiyor. Onun dışında çok güzel ve eğlenceli zamanlar geçireceğimizin garantisini verebilirim sizlere. Burada hep beraber oyunlar oynayacağız, yeri geldiğinde hoplayıp zıplayacağız ya da şarkı söyleyeceğiz. Şimdiden hepinize iyi eğlenceler diliyorum. Saat 12’ye yaklaştığı için birazdan öğle yemeğine geçeriz o zamana kadar serbestsiniz, arkadaşlarınızla tanışabilirsiniz.”

Armina hemen en yakınında duran, kendi boylarında, sarışın, kıvırcık saçları olan, yeşil gözlü çocuğun
yanına gitti ve kendini tanıttı.

“Merhaba, ben Armina ama kısaca Armi derler. Bu sene ilk defa geliyorum kampa’’

“Merhaba, benim de adım Ege. Bende ilk defa geldim. Tanıştığıma memnun oldum”

diyerek karşılık verdi utangaç tavırlarla Ege. Ege ve Armina yemek saatini duyuran anons yapılana kadar sohbet
ettiler. Ege 9 yaşındaymış ve Armina’ya çok yakın oturuyormuş. Eğer arkadaşlıkları güzelce ilerlerse, Armina kamptan sonra da Ege’yi görebileceğini düşündü. Duyurunun yapılması ile Kayra geçen seneden tanıdığı arkadaşı Deren ve yeni tanıştığı Kumsal ile birlikte yemekhanenin yolunu tuttu. Geçen sene de geldiği yemeklerin çeşit çeşit olmasına alışkındı ama içerikleri onu şaşırtmıştı. Çünkü annesinin katiyen yapmayacağı türden yemekler de vardı. Bir yanlışlık olmalı diye düşündü. Dışarıda kendini diyetisyen olarak tanıtan Mine Hanımın yanına gitti ve
“Pardon ama ben bunları yiyebileceğimi düşünmüyorum’’ dedi. Mine Hanım Kayra’ya döndü ve “Hayır canım yiyebilirsin, sadece yemekleri yemeden önce bir iki test yapmamız gerekiyor sizlere böylece ne kadar yiyebileceğinizi ayarlamamız lazım. Onun dışında bir sorun göremiyorum’’ dedi insanın içini ısıtan bir gülümsemeyle. Kayra duyduğu şeyler karşında hem çok mutlu olmuş, hem de hafif bir şaşkınlık yaşamıştı. Bilmediği ne çok şey varmış oysa.

Yemekten önce her çocuğa şeker ölçümü ve birkaç test yapıldı, yemek miktarları ve içerikleri ona göre belirlendi ve yemekler yenildi. Sıra enerji atma kısmına gelmişti. Çocuklar tek sıra halinde dizildiler ve sahanın çevresinde hafif tempoda koşular yaptılar. Daha sonra biraz kaynaşmaları için serbest bırakıldılar.

Kayra arkadaşı Deren’e sene içinde neler yaptığını anlatmaya başladı. Aslında telefonda birkaç kere konuşmuşlardı ama yüz yüze hiç buluşamamışlardı. Çünkü Deren İstanbul dışında yaşıyordu. Kamp için İstanbul’a gelmişti. Kumsal ise daha önce başka bir kampa gidiyormuş. Mine Hanım’ı duyunca bu kampa gelmiş. Çünkü Mine Hanım Kumsal’ın sürekli gittiği diyetisyeniymiş. Yaklaşık 2 yıldır tanıyormuş Mine Hanım’ı. Çok tatlı ve çok sevecen biri olduğunu söyledi ama Kayra bunu yemekten önce yaptığı konuşma da anlamıştı zaten. Kendisine çok yakın davranmıştı.

İlerleyen saatlerde çocukların sıcakta fazla kalmaması için herkes konferans salonuna alındı ve çizgi film yayınlandı. Bu sırada akşam yemeği yaklaştığı için çocukların ölçümleri de yavaş yavaş yapılmaya başlanmıştı. Sağlık ekibinin sayı da fazla olduğu için ölçüm kısa sürmüş ve akşam yemeğine yetişilmişti. Akşam yemeğinde çocuklara yine ölçümler doğrultusunda yemekler verilmişti. Akşam yemeğinden sonra çocukların tekrar ölçümleri yapılmıştı. Ölçümler sırasında Armina’nın değerleri olması gerekenden biraz fazla çıkmıştı. Küçük çocuk bunu çok farkında olmasa da, diyetisyen ve doktorlar onunla özel olarak konuşmak ve sorunun ne olduğunu çözmek istemişti. Bu yüzden kamp doktoru Armina’yı odasına çağırdı ve “Hoşgeldin Arminacığım, gel otur lütfen’’ diyerek koltuğu gösterdi küçük kıza.

Armina kendisine istenileni yaptı ama aklı az önce Ege ile yarım kalan konuşmadaydı. Ege’nin daha yeni bir kardeşi
olmuştu ve Armina’nın kendisinden küçük bir kardeşi olmadığı için bu konu ilgisini çekmişti.

“Arminacığım seni korkutmak istemem, ama değerlerin olması gerekenden biraz fazla çıktı. Bizim bu sorunu çözmemiz için öncelikle nasıl olduğunu anlamamız gerekiyor. O yüzden bize bunun neden olduğu hakkında söyleyebilecek bir şeyin var mı? Yoksa şöyle genel olarak bugün neler yaptığını anlatmak ister misin bize?’”

“Bugün bana verilen şeyleri yedim‘’ dedi Armina, ama daha sonra aklının bir köşesinde kalan bir detay geldi aklına. “Akşam yemeğinde arkadaşım Ege, yemeğinin hepsini bitirmek istemedi ve bir kısmını benim tabağıma koydu. Bende biraz ondan yedim, ama çok değil 2-3 kaşık ancak’’ dedi Armina yaptığı şey karşısında üzülerek…

“Üzülmene gerek yok Arminacığım. Sonuçta bizler bu yüzden buradayız. Bu sorunları çözmek için. Hem sende böylece durumun ciddiyetini anlamış oldun ve bundan sonra verilen ölçülere daha sadık olacağını umuyorum.’’ dedi doktor bey babacan bir tavırla.

Armina yaptığı hatanın farkına vararak odadan dışarı çıktı, arkadaşlarının yanına gitti. Ege’yi de bu konu da uyarmayı kendine borç bildi Armina.

“Bak Ege, az önce doktorun yanından geliyorum, değerlerim yüksekmiş. Bunun nedeni senin akşam yemeğinde bana fazladan yemek vermendi. Bunu bir daha başkasına yapma, bu çok tehlikeli bir durum’’ dedi.

Kayra kenardan kardeşini izliyordu. Annesi kardeşine göz kulak olması konusunda onu uyarmıştı. Kayra da onu dinlemiş ve bir gözü hep kardeşinin üzerinde olmuştu, çünkü abla olmak bunu gerektirirdi. Anlaşılan kardeşi olaya müdahale etmesi gereken bir şey yapıyordu yine çünkü karşısındaki çocuğun yüzü kardeşi konuştuktan sonra ağlamaklı bir hal almıştı ve Armi bunu farkında bile değildi.

Kardeşinin üslubu bazen sert olabiliyordu ve karşısındaki insanları fark etmeden kırabiliyordu. Kayra kardeşinin bu huyunu bildiği için konuşan iki arkadaşın yanına doğru ilerledi ve “sorun ne bakalım?’’ diyerek konuşmayı böldü.

“Benim akşamki ölçümlerde değerlerim yüksek çıkmış. Bunun nedeni de Ege’nin yemeği yemek istemediği için bir kısmını bana vermesiydi. Bende ona başkalarına da yapma diyordum’” diyerek açıklama yaptı ablasına Armina.

“Söylediğin şeyde haklı olabilirsin Armi, fakat bunları biraz daha nazik söylesen karşı taraf ve senin için daha iyi olur. Çünkü sert bir üslup ile söylenen cümleler karşı tarafı kırabilir ve arkadaşlığınıza zarar verebilir. Bu yüzden yapma gibi bir emir cümlesi yerine, yapmasan daha iyi olur, gibi bir öneri, istek cümlesi kursan daha iyi olur bence’’ dedi ablası.

Armina o an Ege’nin yüz ifadesinden ablasının ne demek istediğini anladı. Farkında olmadan arkadaşını kırmış olabilirdi. “Haklısın abla, senden de özür diliyorum Ege amacım seni kırmak değildi’’ dedi Armina arkadaşına; Özür cümlesinden sonra Ege’nin yüzü aydınlandı ve “önemli değil Armina’” diyerek karşılık verdi arkadaşına.

Akşam meydanda ateş yakıldı ve herkes ateşin çevresinde oturdu. Gün içinde yaptıklarından konuştular, neler öğrendiklerinden bahsettiler ve şarkılar söylediler. Hatta Kayra, Deren ve Kumsal bir ara kalkıp dans ettiler. Saat ilerledikçe çocukların enerjileri de tükenmeye başladı ve birer birer odalarına çekildiler.

Armina için uzun ve dolu dolu bir gün olmuştu. Odasına gitti pijamalarını giydi ve kalemi eline aldı. Bugün yaptığı şeyleri, öğrendiklerini, aldığı nasihatleri tek tek defterine yazdı. Eve gidince de bu defterde yazılanları uygulayacağına dair içinden kendine söz verdi. Ölçümleri yapmayı öğrenmişti evde kendi ölçümlerini yapabilirdi. Yiyeceği miktarları ve besinleri de gittiği diyetisyenle ayarlayabilirdi. Kendini belli kalıplar ve sınırlar içerisine sokmasına gerek yoktu. Sadece miktarı kaçırmasın, yapması gerekenleri aksatmasın yeterdi. Belki de bugün öğrendiği en önemli şeylerden biri buydu.

Kampın geri kalan günleri de ilk günler kadar dolu dolu geçti. Çocuklar eğlenirken, öğrendi; öğrenirken, kendilerini tanıma fırsatı buldular. Ama ne olursa olsun eve boş dönmediler.

Ayrılık vakti geldiğinde herkese bir hüzün havası hâkimdi. 3 günlük bir kamp olabilirdi ama bu 3 gün içinde birbirleriyle o kadar çok paylaşım yapmışlar ve birbirlerine o kadar çok şey öğretmişlerdi ki!..

Bu aralarındaki bağı kuvvetlendirmiş ve seneye de gelmek istemelerine yol açmıştı. Seneye geldiklerinde ise öğrendiklerinin üzerine yeni şeyler katabileceklerdi. Çünkü bu kamp bir başka kamptı!.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir