Toplumsal Gelişim Nasıl Mümkün Olur?

Toplumsal gelişimin özünde insan vardır. Her şeyin içinde olduğu gibi. Dilden bahsederken, kültürden ya da devletten. Her şeyin özündedir aslında insan. Bu nedenle toplumsal dediğimiz şey aslında bizleriz ve her bireyin gelişimi, evet her bir ayrı bireyin, topluma katkı sağlar.

Toplumsalın en çekirdek anlamına hakimiz, yani insana. Peki gelişimi nasıl tanımlayabiliriz? Gelişimin çekirdeğini bulabilir miyiz? Gelişim dediğimiz şey; para kazanmak mıdır? Yoksa alabildiğince eğitim almak mı? Ya da birden fazla dil bilmek.

Dil bilmek demişken, Dünyaca ünlü eğitim kuruluşu EducationFirst, 2017 yılının Dünya kapsamında İngilizce yeterlilik verilerini açıkladı. O verilere birlikte göz atalım.

Türkiye’nin skorunun “çok düşük” kategorisinde yer aldığını görüyoruz. Bu gelişime dair oldukça olumsuz bir sonuç.

Yıllara istinaden olan tabloda da, yılların bizi ileriye sadece zaman olarak taşıdığını göreceğiz ne yazık ki.

Kadın erkek oranlarını incelediğimizde ise kadınlar önde. Kadınların gelişimde daha öncü olduğunu anlayabiliyoruz. Gelişimde toplumsal cinsiyete de değineceğim.

Dünya genelinde de kadınlar erkeklerden daha yüksek İngilizce yeterlilik oranına sahip. Bu nedenle gelişimden konuşuyorsak, kadınlar ile erkeklerin toplumdaki rollerini eşitlemek ve dengelemek gerekiyor. Yoksa görüldüğü üzere gelişim zaten sekteye uğrar.

Toplumsalın en çekirdek anlamı insandır demiştik. Gelişimin çekirdeği de aynıdır arkadaşlar. Yine çekirdek biziz. Yani bizi geliştirecek her yönde şey, toplumsal gelişime dairdir.

Ekonomi, kültür, eğitim…

Bunlar herkesin doğru ya da yanlış bir fikri olduğu konular elbette. Kültürel olarak doyumu sağlamak için zamana, dünyaya hakim olmak gerekir mesela. Kültür dediğimiz şey de aslında evrensel midir? Her ülkenin, hatta her şehrin, hatta en özeline indiğimizde her ailenin bile farklı bir kültürü olabilir. Önemli olan dengeyi yakalamak ve kültürlerden haberdar olmaktır. Zamanı yaşamak belki. En evrensel olan şey zaman. Yani herkes bir geçmişe sahip ve aynı geleceğin peşinden koşuyor. Sadece yaşayışlar farklı. İşte burda biraz da gelişim devreye giriyor.

Bu gelişimi oluşturacak temel şeylerden biri eğitim. Yani hepimizin ortak sahip olduğu o geleceğe, kimin nasıl gideceğini belirleyen şey.

Eğitim bir bireyin bir durumu daha analitik bir yolla analiz etmesine yardımcı olur ve olaylara daha farklı açılardan bakmasını sağlar. Herkesi farklı yönde geliştirir. Bu nedenle nasıl gelişeceğimizi belirlemek istiyorsak, önce eğitim hedeflerinin, stratejilerinin belirlenmesi gerekiyor. Eğitiminde özünde insan vardır. Yani her insan aynı olmayacağına göre, her eğitimde aynı olmaz. Eğitim hem çok genel hem de aslında çok özel bir terimdir. Bu nedenle insanların, kendi nitelik ve isteklerine göre eğitim almalarına fırsat verilmelidir. Dünyadaki gelişimler de eğitimlere göre değişiyor. Çünkü doğru eğitimli bireyler, üretir ve ekonomiyi geliştirir. Yani toplumsal kalkınma, insanları kalkınmanın merkezine koymakla ilgilidir.

Örneğin yoksul insanları dinleyerek bir şeyler yapmaya başlayabiliriz ve onların gelişim sürecinde seslerini geliştirmek aynı zamanda sosyal gelişimi destekler. İhtiyaçlarını, önceliklerini ve isteklerini anlamak ve ele almak, bunla ilgili kurumlar inşa etmek gereklidir. Sosyal Gelişim, kalkınma süreçlerine “önce insanları yerleştirme” ihtiyacına odaklanmaktadır. Yoksulluk, düşük gelirden daha fazlasıdır arkadaşlar, aynı zamanda savunmasızlık, dışlama, kabul edilemez kurumlar, güçsüzlük ve şiddete maruz kalma ile ilgilidir. Sosyal Kalkınma, yoksulları ve savunmasız kişilerin sosyal katılımını, insanları güçlendirerek, uyumlu ve dirençli toplumlar inşa ederek ve kurumları vatandaşlara erişilebilir ve hesap verebilir hale getirerek desteklemektedir. Sosyal Kalkınma ekonomik büyümeyi teşvik eder ve daha yüksek bir yaşam kalitesi sağlar.

Ekonomi ve eğitim, gelişim süreçlerini şekillendirir çünkü temel olarak.

Eğitim nerede başlar? Eğitim nedir? Bu tanımlara hakim olmamız gereklidir önce.

Eğitim hayata geldiğimiz anda başlar. Kronolojik olarak, bu, ilk bir veya iki yıllık yaşam süresi boyunca bebeklik dönemidir. İyi idare edilen, beslenen ve sevilen çocuk, güven ve temel bir iyimserlik geliştirir. Eğitime açıktır yani. Kötü muamele ise güvensiz ve eğitime kapalı bir birey meydana getirir. İlk ve en etkili toplumsallaşma aracı ailedir nihayetinde.

Bireylerin bu noktada refahını sağlayan şey yaşadığı yerdir. Dünya’daki gelişim farklılıkları buradan doğuyor. Örneğin İsviçre. İnsanlara sunulan yaşam alanının kalitesi ve şekli doğru her şeyden önce. Bunu örneklendirebiliriz. Yaşanılan yerleri ve eğitim seviyelerini, gelişimlerini analiz edin. Ne demek istediğimi anlayacaksınız.

Sosyal zekânın ve gelişimin alanı, insani yetenek ve davranış tanımlarının kritik bir bileşenidir yani. Sosyal beceriler, gençleri aile, iş yeri ve toplum içindeki yetişkin rollerinde olgunlaşmaya ve başarılı olmaya hazırlamak için önemlidir. Sosyal becerilerde doğal olarak eğitimle gerçekleşir. Bu noktada eğitimin yine veriliş şekli önemlidir.

İnsanların sizi anlayacağı bir eğitim alın ya da verin. İnsanlar sizin ne yaptığınızı anlayamıyorsa yaptığınız bu eylem sadece “sizi” tatmin edecektir. Şu an en sık yaşanan ve farkında olunmayan olumsuz durum budur aslında. İnsanların seviyesi umursanmaksızın verilen eğitim ve sonucu başarısızlık…

Bu başarısızlığın temel sebebinde öncelikle eğitimciler ve eğitilmek istenen kitle arasındaki etkileşime değinmek istiyorum. Düşünün, çok yakın bir arkadaşınız var ve bir konuda ona bir şeyler anlatıyorsunuz, karşınızdaki bireyi tanıdığınız için anlatmayı seçtiğiniz yöntemi yani bilgi aktarımını sağlayacağınız yolu, daha doğru seçip bilgi geçişini daha kolay bir şekilde sağlayabilirsiniz. Bu yüzden öncelikle eğitimcilerin bilgi aktarımı sağlayacağı kitleyi tanıması onun hakkında bir şeyler öğrenmesi toplumsal gelişimi gerçekten etkileyebilecek bir faktör.

Üretim azlığının sebebi yetiştirilen kitlenin sistemden soğutulup, eğer 5 şıktan doğru cevabı bulamazsan oyunun dışında kalacağının ilk olarak öğretilmesinden kaynaklıdır mesela.

Toplumsal gelişim için önce “en çok ben okudum ve benim dediğim doğrudur!” düşüncesinden uzaklaşıp daha ılımlı olmak gerekiyor. Yarış olayını doğru anlamamız lazım. Herkes sona varacak ancak herkes farklı bir yöntemle varacak. Eğitimde böyledir.

Yuvarlanarak mı gidiyorsun sona, yürüyerek mi, koşarak mı? Bu bireylere özgüdür. En iyisi hangisidir bilemeyiz.

Çünkü bir bahçıvan da çok başarılıdır ya da bir çoban, keza bir doktor ve profesör de. Önemli olan hepsinin eğitimini kendine özgü ve doğru almış olmasıdır.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir